Güney Asya’nın en büyük ülkesi Hindistan’ın Başbakanı Modi iktidara gelişinin ikinci yılında dış politika ve diplomaside kazandığı başarılarla dünyanın dikkatlerini üzerine topluyor. Hindistan, bir milyar üç yüz milyonluk nüfusu ile dünyanın satın alma gücü en yüksek ikinci ülkesi, dördüncü büyük ordusuna ve nükleer silahlara sahip.

Bölgede özellikle Pakistan’ı kendisine açık bir tehdit görmesi sebebiyle silahlanma yarışına yeni bir ivme kazandıran Modi, ilk önce Füze Teknolojileri Kontrol Rejimine üyelik başvurusu yaptı. 1987 yılında Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere ve Amerika tarafından kurulan rejim, kitle imha silahlarının yansıra, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların da yayılmasını önlemeyi amaçlayan otuz dört ülkeden oluşmaktadır. Hindistan’ın da birliğin otuz beşinci üyesi olma yolunda sadece bir kaç formalitesi kalmıştır. Birliğe üye ülkeler menzili 300 km’yi geçmeyen ve 500 kilonun altında başlık taşıyan füze sisteminin ticaretini yapabiliyorlar. Ardından daha büyük bir hamle ile Nükleer Tedarikçiler Grubuna mayıs ayının ortalarında başvurusunu yaptı. Tuhaftır ki; Nükleer Tedarikçiler Grubu, Hindistan’ın 1974’teki nükleer testinin ardından, bu teknolojilerin materyallerinin askeri amaçlarla kolayca alınıp satılmaması, barışçıl amaçlarla ticaretinin yapılması amacıyla kurulmuştur. 1978 yılında grubun kurallarını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı yazmıştı. Ne gariptir ki; nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasını, Pakistan ve İsrail ile birlikte imzalamayan ve sırf Hindistan’ın nükleer testi yüzünden kurulmuş olan grup bugün Hindistan’ı gruba almaya çok yakın.

Modi, bu iki kuruma yani Füze Teknolojileri ile Nükleer Tedarikçiler grubuna üye olabilmek için yoğun bir diplomasi ve lobi faaliyetleri yürüttü ve ilk izlenimler çok başarılı olduğunu gösterdi. Hindistan’ın gruba üyeliğine karşı çıkan ve kabul etmeyeceklerini açıklayan Avustralya Meksika ve İsviçre’ye yaptığı ziyaretler sonrası bu ülkeler üyeliğe kabul oyu vereceklerini de açıkladılar. Amerika 2010 yılından bu yana Hindistan’ın bu konudaki girişimlerine destek veriyor. Grubun 22-23 Haziran’da Güney Kore’nin başkenti Seul’da yapılacak toplantıda Hindistan’ın gruba üyelik kabulü görüşülecek.

Amerika’nın Hindistan Israrı

Modi, 7 Haziran’daki dördüncü Washington ziyaretinde Obama ile son iki yılda 7 kez bir araya gelmiş oldu ve Amerikan kongresinde başkan yardımcısı Joe Biden’in da hazır bulunduğu ortak toplantıda 8 Haziran çarşamba bir konuşma yaptı. Modi konuşmasında iki önemli noktaya vurgu yaptı. Bölgede güçlü bir Hindistan Amerika’nın çıkarlarına olma konusu ve terörizmle ortak mücadele konusu. Bu iki konu bize bundan sonra bölgenin geleceği hususunda çok önemli ipuçları vermekle birlikte, Hindistan’a uluslararası aktörlerin biçtiği rol hakkında da bazı fikirler yürütmemiz gerektiğini, Çin-Pakistan bloğunun yanı sıra Şangay İşbirliği’nin de nasıl vaziyet alacağı konusunda yeni soruları beraberinde getirecektir.

Amerika’nın açılımı aslında Amerika Birleşik Şirketleri’dir. Amerikan yönetimlerini ve özellikle başkanlarını global şirketler ve lobiler seçer, iktidara gelen başkan da tabiatıyla bu şirket ve lobilerin politikaları doğrultusunda çalışır. Amerika açısından Hindistan hamlesi geç kalınmış bir projedir. Bu projeyi Amerika aslında Çin bu kadar semirmeden devreye sokmalı. Çin’in kendisine bu kadar ciddi rakip ve tehdit olmasını Hindistan kartıyla çok daha önceleri önlemeliydi. Peki, Amerika projeye neden çok ses getirecek, hassas bir konu olan savunma sanayi anlaşmaları daha da önemlisi nükleer gibi ciddi bir konu ile başladı. Hindistan’ın Andra Pradeş eyaletinde 6 adet nükleer çevirim santrali işini Amerikan nükleer reaktör üreticisi Westinghouse ve Japon Toshiba Cooperation üstenecekler. Amerikan şirketleri markalarının dünyanın dördüncü büyük tüketici toplumuna girmesi özellikle de yüksek maliyetli ve kar oranlarına sahip savunma sanayi sektörü ile girmesi oldukça doğaldır. Ayrıca Füze teknolojileri Rejimine üye olacak olan Hindistan, Amerikan insansız hava aracı predatör alımını da gerçekleştirebilecek, Pakistanlı militanların sınırlardan sızmalarını kontrol edebilecektir. Böylesi Hindistan için daha kolay ve ucuz olacaktır, zira 1993’teki Hindistan’a yaptığım geziden Pakistan’a dönerken Lahor’un Wagah sınır kapısının Hindistan tarafında Hindistan’ın yaptığı devasa duvarı görünce donup kalmıştım ve düz bir ovada ufukta duvarın sonu görünmüyordu.

Çin’in İtirazları

Dünyanın en kalabalık nüfusuna ve en geniş topraklarına sahip ülkelerinden iki komşu ülke Çin ve Hindistan iki ülke arasında Tibet sınırı sorunu hariç, önemli bir çatışma yaşamamıştır. Tabi uluslararası ilişkiler bağlamında Çin komşusu Hindistan’ın, özelliklede Amerika tarafından Nükleer Tedarikçiler Grubuna dâhil edilmeye çalışmasına karşı durmaktadır. Hindistan’ın gruba dâhil olmasının önündeki en büyük engel zaten Çin’dir. Yanı sıra Yeni Zelenda, Avusturya, Güney Afrika Cumhuriyeti, İrlanda ve Türkiye, Hindistan’ın gruba üyeliğine karşıdır. Ayrıca 48 ülkenin tamamının kabul şartı arandığı için en azından Hindistan bu ilk denemesinde gruba üye olamayacaktır. Tabi Çin konuya sadece kendisi için değil, daha çok Pakistan’la müttefik olduğu için karşı çıkmakta, Nükleer silahların yayılması anlaşmasını imzalamayan Hindistan gruba alınacaksa, neden aynı nedenle anlaşmayı imzalamayan Pakistan ve İsrail de gruba alınmıyor? Hindistan kabul edilecekse, Non-Proliferation Treaty, nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasını imzalamalı, imzalamadan grup üyeliğine alınırsa Pakistan’ın da gruba alınması gerektiğini savunuyor.

Pakistan, Çin için hayati öneme sahip bir ülke. Pakistan’a yöneltilen her tehdit resmi olmasa da bir anlamda Çin’e yapılmış sayılır. Bu etkiyi ilerleyen zamanlarda daha net görebileceğiz. Çin, İran ve Rusya’nın Suriye üzerindeki çıkarları sebebiyle yüz binlerce insanın ölmesi, savaşın bitmemesini bu olaylarla kıyaslarsak konuyu daha iyi anlamış oluruz.

Pakistan’ın Kızgınlığı

Pakistan gruba, Hindistan’dan 10 gün önce başvurdu. Pakistan’ın üyelik için yeterliliği olmadığı konusu gündeme getirildi. Amerika’nın desteklememesi ve Pakistan’ın dışişlerindeki zafiyeti, pasif politikalar, zaten terörden sabıkalı olması ve en önemlisi de nükleere sahip tek Müslüman ülke olması üyeliğin hayalden öte geçemeyeceği gerçeğini kanıksamamıza sebep oluyor.

Pakistan’ın asıl gündemi, gruba üye olamamanın ötesinde Hindistan’ın üyeliğe bu kadar yaklaşması, Amerika’nın açık desteği yanı sıra Pakistan’ın çaresizce olaylara seyirci kalması ülke medyasını ve muhalefeti ayağa kaldırdı. İlk tepkiler Amerika’ya idi. Hindistan’a bu denli destek olunmasını kabullenemeyen Pakistan kamuoyu, hükümet, medya ve muhalefet çok kızgın. Bu olay, Afgan Taliban lideri Molla Mansur Pakistan toprakları içerisinde dron saldırısı ile öldürülmesinden dolayı, Pakistan’ın egemenlik haklarına Amerika’nın tecavüzü tartışılırken yapılmış olması tepkileri bir kat daha artırdı. Başbakan Navaz Şerif’in dışişleri danışmanı ve sözcüsü Sertaç Aziz; Amerika işi düştüğü zaman bizimle işbirliği yapıyor, işi bitince de arkasını dönüp gidiyor sözleriyle tepkisini dile getirdi. New York Times da Hindistan’ın gruba alınmasının yanlış olacağını savundu. Bu durumu Pakistan silahlanma yarışı olarak algılayacak, dengeleri sağlamak adına aynı silahlara sahip olmaya çalışacak, zaten dünyada en hızlı nükleer silah çalışmaları yürüten ve sahip olan ülke Pakistan’ın bu çalışmalarını daha da hızlandıracağını savunmuştur.

Türkiye’nin Güney Asya Stratejisi tekliyor

Türkiye’nin Pakistan politikaları herkesçe malum olduğu üzere, her platforma ikili ilişkilerde ve uluslararası, birbirlerine kayıtsız şartsız destek vermek üzere kurulmuştur. Türkiye artık ezbere dayalı, birbirinin tekrarı Pakistan ve bölge politikalarından vazgeçerek yeni stratejiler geliştirmeli. Olaya sadece Pakistan’ın dost ve kardeşi olarak, Hindistan politikaları belirlemek olağanüstü bir yanlıştır. Zaten Hindistan’ın Füze Teknolojileri Rejimine karşı olduğunu açıkladı. Bu politikalar kolaycılıktan ibarettir. Bunun yerine yapılması gereken, her şey den önce bölgenin Amerikan politikalarını iyi analiz ederek, meydanı terk etmek yerine bilakis sürece dâhil olmalı Hindistan gibi bir ülkeyi, Pakistan’ı da üzmeden kazanmaya,”win win” politikası izlemeye çalışmalıdır. Ayrıca iki ülke arasında barışı temin edebilecek bundan sonra doğabilecek gerginlikleri de kontrol altına alabilecek tek ülke olarak yeni etkili politikalar izlemeli “Pakistan’ın yanında, Hindistan’ın karşısında” gibi sığ bir yaklaşım kabul edilemez. Bölge genelini kapsayacak çok etkili politikalar geliştirilmeli.

Türkiye her fırsatta IMF’’ye olan borçlarını sıfırladığını ve IMF’ye 5 milyar dolar borç verecek duruma geldiği ile övünüyor haklı olarak. Bu parayı IMF’ye verdiğimiz zaman Türkiye muazzam bir prestij kazanacak ama buradan borç alacak Müslüman ülkeler ki, Pakistan IMF’den 6 milyar dolar borç aldı yakın zamanda. IMF’in mali dayatmalarıyla inim-inim inleyecek! Türkiye bu prestijinden vazgeçip bu miktarın bir kaç milyarını Pakistan’a belki Hindistan’a uygun şartlarda kredi verse, mesela iki ülke arasında silahlanma yarışına ve barış görüşmelerine ve başka politikalara ne denli faydası olur? Türkiye Güney Asya ile daha sağlıklı ilişkiler kurabilir.

İsmet SAVUK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here