Taliban grubu Afganistan’ın Başkenti Kabil’i 1996’da olduğu gibi, anlaşmalı bir şekilde, kurşun atmadan teslim aldı. ABD ve NATO güçleri 20 yıl boyunca işgal ettikleri topraklardan yenilerek ayrılıyor. Geriye sadece enkaz ve kocam bir boşluk bırakarak kaçıyorlar. Yıllarca ajan ve pis işlerinde kullandıkları kişileri kullanılmış bir kâğıt parçası gibi buruşturup çöp kutusuna atarak ardına bakmadan ayrılıyorlar. Süslü sözlere, yalan şöhrete, sözde kanaat önderi, sanatçı veya aydın gibi laflara kanarak halkını ve ülkesini satanlar acınacak haldeler.

İşgalciler besledikleri kedi ve köpekleri dahi beraberinde götürürken ajanlık yaptırdığı, TV’lerde halkı ve İslami değerleri soytarılık yaparak eleştiren kişileri Kabil Havalimanında yüz üstü bıraktılar. Kargo uçağının kanatlarına ve tekerleklerine yapışarak ülkesinden kaçmak zorunda kalanlar yüzlerce metreden aşağıya düşerek can vermeleri ne kadar acı ve can yakıcıdır. Bundan tüm ajanlar ve kripto hainler ders almalıdır. Ülkesini ve halkını satana kimse güvenmez. Söz konusu kişiler zamanla yaptıkları ajanlığın parasını aldığından dolayı onlara saygılı davranılmayacağını herkes canlı yayınlarda gördü.

Taliban örgütü 20 yıl sonra geri döndü. Ancak bu kez hepimizi şaşırtan bir görünüm vermeye çalışıyorlar. Bu zaman içerisinde diplomasiyi öğrenmiş, evrensel değerleri, medyayı kullanmayı, iletişim araçlarını ve verecekleri mesajları çok iyi hesaplamışlar. Dünyaya korku salan eski görünümlerinin yerine gayet normal Afganlı bir özgürlük savaşçısı modeliyle kamuoyunun karşısına çıktı. Eski Vahhabi, selefi ve Hanefi medrese karışımı anlaşılması zor bir anlayıştan sıyrılıp salt Hanefi bakış açısına dönüş yaptıkları görünüyor. Ancak bunu ilerideki günlerde daha net olarak anlayacağız ve göreceğiz. Şimdiden kesin bir hüküm vermek bizi yanıltır.

Ben açıkçası Taliban’a karşı eskiden yaptığı katliam ve vahşetlere dayanarak çekincemi koruyorum. Ancak hatalarından vazgeçip doğru yolu bulduklarını gösterirlerse yapacakları her türlü doğru hareketini tebrik edeceğimi şimdiden beyan edeyim. Taliban örgütünün artık onlarca devletle oturup kalktığını, ABD, AB, Çin, Rusya, Arap Ülkeleri ve İran ile farklı anlaşmalar yaptığını bildiğimden dolayı çekincelerimi muhafaza etmek istiyorum. Bir tarafta İran, bir tarafta Çin, ABD ve Arabistan gibi ülkelerle anlaşıp nasıl bir rejim kuracaklarını herkes gibi bende merakla izliyorum.

Değişmiş olmalarını, geçmişten ders çıkarmalarını ve Müslümanlara bir daha saldırmayacaklarını beyan etmelerini ve bunu pratikte göstermelerini cani gönülden istiyorum. Emperyalist işgalcileri 20 yıl sonra ülkelerinden kovmalarını alkışlıyorum. Ancak unutmamak gerekir ki bu emperyalist ve işgalci güçlerin gelmesine kendileri aparat oldu. Sebep oldukları işgalcileri şimdi de kendilerinin çıkarmaları iyi bir başlangıç olarak görüyorum.

ABD demokrasi getirecekti hani ne oldu? 

Rahmetli Prof. Burhaneddin Rabbani kan dökülmemesi ve ülkedeki birliğin tesis edilmesi için idareyi 1996 yılında Molla Ömer liderliğindeki Taliban’a devretti. O zaman da hepimiz umutlandık. Kardeş Afganistan’da barış ve istikrar gelmesi için heyecanlandık, destek olduk, dua ettik. Ancak Taliban örgütü El- Kaide terör örgütüyle birlikte tarihte eşi benzeri görülmemiş vahşetlere imza attı. SSCB komünist rejimini tarihe gömen onlarca mücahid komutanı hunharca katletti. Sivillere ve kadınlara Allah’ın verdiği hakları gasp ederek zulmetmeye başlayınca karşımıza farklı bir insan türü gördük. Hepimizi ürküttü ve üzdü.

En acı verici tarafı da Allah’ın farz kıldığı Cıhad’i ve onu icra eden Mücahid kelimelerinin içinin boşaltılmasına sebebiyet verdiler. O tarihten sonra “Cihad” ve “Mücahid” gibi ulvi gaye ve manası olan bu güzelim kelimeler “terör” cümlesiyle anılmaya başlandı. Oysa Müslümanla terör kelimesi asla yan yana gelemez. Ama Taliban ne yazık ki bu talihsizliğe imza attı. Şimdi eskiyi düzeltme şansları olmasa da hata yaptıklarını ve bir daha Müslümanlara ve İslam’ın şiarlarını kendi çıkarları için kullanmayacaklarını gösterme ve ispat etme imkanları var.

S.Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Pakistan’ın lojistik desteğiyle ortaya çıkarılan Taliban’ın korkunç sahnelerden sonra devreye Batı emperyalizminin entrikaları girmeye başladı. Vahhabi bir kafayla ve anlayışla sokak ortalarında hukuksuz infazlar, muhaliflere, azınlıklara, kadınlara ve kızlara yapılan haksızlıklar dünyayı ayağa kaldıracak şekilde basının gözü önünde açıkça yapılıyordu. Bir nevi din düşmanlarının eline istemedikleri kadar malzeme veriliyordu. Taliban’ın yaptığı hataların hepsi İslam’a ve Müslümanlara mal edildi. Oysa bizim evrensel ve insan haklarına değer veren İslam dinimiz ile Müslümanlar bu haksızlığı ve hukuksuzluğu hak etmiyordu. Ama suçlanan ve horlanan bizler olduk. Söz konusu gerekçelere 11 Eylül’deki İkiz kulelere yapılan terör saldırısı eklenerek Afganistan işgal edildi.

ABD işgal ettiği her yere “Demokrasi getireceğim” diyerek halkı ve kamuoyunu kandırarak girer. Ancak belli müddet sonra topal ördek misali cenazelerini ve itlerini alarak alelacele ardına bakmadan kaçar. Afganistan’da da böyle oldu. Haydutluk felsefesi üzerine kurulan bu emperyalist rejim girdiği her yere kan ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir. “Demokrasi” denilen mitoloji ise ne hikmetse işgal edilen ülkelere bir türlü gelmez veya getirilemez.

Irak işgal edildiğinde Kürtlerle birlikte Şiiler ve gayrimüslim tebaa ABD’nin gelişini dans ederek ve Saddam Hüseyin’in heykellerini parçalamak için şov yapıyordu. Çok kısa zaman sonra o dans edenlerin de aralarında olduğu sivil halk çıplak olarak hapishanelere dolduruldu. Sapıkça ve sadistçe tecavüzlerden sonra köpeklerin önüne atıldılar. Vatansızlığın, şahsiyetsizliğin ve kimsesizliğin ne olduğunu anladıklarında ABD ve Siyonist İsrail ile İran’ın esareti altına girmişlerdi. Saddam’ı mumla aradılar. Ama iş işten geçmişti.

Emperyalistler ülkemizde 5. Kol faaliyetleri yürütüyor

Vietnam’dan, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinden ders almayan kişiler ABD’nin Afganistan işgalini alkışlama bedbahtlığını gösterdi. Emperyalist işgalciler her zaman kendine kölelik edecek yerel ve başka milletlerden çakma “kanaat önderi, aydın, sanatçı gazeteci” gibi farklı kimlikleri besler. Onların “şöhret” sahibi olmalarını sağlar. Daha sonra yapacağı işgalden önce bu ajanları ve piyonlarını sahaya sürerek işgalin kaçınılmaz olduğu algısını oluşturur. Her şeyini efendisine borçlu olan o gazeteci, sanatçı veya politikacı kendine verilen rolü oynar.

İşgal etmeyi planladıkları her ülkenin dinamikleri ve özellikleri farklı olduğundan nabza göre şerbet veriyorlar. Bizde ilk önce bebek katili PKK’yı Kürtlerin hakkını korumak amacıyla öne sürdüler. Buna en başta gerçek vatan evlatları olan Kürtler karşı çıktı. Irk ayrımı tutmayınca DHKP-C denilen Alevi terör örgütünü sahneye sürdüler. Can Erzincan’ın Başbağlar köyü katliamı başta olmak üzere onlarca canice ve hunharca eyleme imza attılarsa da başarılı olamadılar.

Bu kez dini, ırki, mezhebi, mason, sabetayist, kripto ajan veya piyonların hepsinin toplandığı FETÖ yapılanmasına gittiler. 15 Temmuz 2016’da aptalca bir darbeye kalkıştılar. 251 kardeşimizi şehit ve binlerce sivili yaraladılarsa da başarılı olamadılar. Halk bunlara unutamayacağı Osmanlı sillesi vurdu. Deşifre olan eski ajanların yerine başka bir imaj ve suretle hemen yenisini yerleştirdiler. Bu kez itibar suikastlığı yapılmaya başlandı. Yalan ve iftira furyası dijital ortamlarda yapılmaya başlandı.

Son zamanlarda deşifre olan bazı gazeteci, sanatçı, siyasetçi ve sözde işadamının emperyalistler tarafından nasıl fonlandıkları ortaya çıkarıldı. Bu soytarılar halkın önüne sözde gazeteci, yazar, politikacı ve hatta sanatçı olarak çıkarılıyor. Parayı ödeyen ABD ve AB’nin çıkarı doğrultusunda her gün yeni birkaç yalanı yayıyor, söz konusu yalan haberleri de muhalefet partisi gibi görünen bazı kişiliksizler de bu yalanları gerçekmiş gibi kamuoyuyla paylaşıyor. Bu kez halkın kafası karışıyor. Zaten istenen de bu. Halkın kafasını karıştırarak devlete ve idareye güvenin sarsılmasını istiyorlar. Burada esas gaye, onların ve devletin kurtuluşunu sağlayacak olan emperyalist güçlerin gelmesini bekleyen kitleler oluşturmak. Ülkemizde bugünlerde oynanan oyunların bir benzeriyle Afganistan’ın işgali gerçekleştirildi.

Türkiye Afganistan’a kalkınma alanında abilik yapabilir

Taliban liderlerinin yaptıkları açıklamalara ve verdikleri beyanlara bakarak çok güzel işler yapacakları imajını veriyor. İnsan haklarına saygılı, evrensel değerlerle barışık, İslam’ın öngördüğü bir hayat ve devlet yapısının olacağını, en önemlisi intikam duygularıyla hareket etmeyeceklerini bunun için de genel af ilan etmeleri gerçekten sevindirici. Şimdiye kadar yaptıkları açıklamaların ve eylemlerinin altına ben de imza atarım. Ancak Afganistan bayrağının değiştirilmesini tasvip etmedim. Bu bayrak emperyalistleri veya sömürgecileri temsil etmiyordu, ülkenin bağımsızlığının bir sembolüydü.

Afyon ekimin yasaklandığını, Vahhabi-Selefi propagandanın yapılmayacağını, kurulacak hükümette farklı gruplarla temas kurulacağını, tüm ülkelerle iyi ilişkiler içerisinde olacaklarını ve kimseyi düşman olarak ilan etmediklerini bildirmeleri alkışlanacak ve takdir edilecek bir davranıştır. Taliban’ın 20 yılda savaş esnasında bu konuma gelmesi şaşırtıcı ve sevindiricidir. Umarım kardeş Afganistan’da yarım asırdan beri devam eden savaş sona erer. Artık Afganlı kardeşlerimiz zengin ülkelerinin nimetlerinden yararlansın. Yabancı ülkelerde horlanan ve istenmeyen kişiler olmaktan kurtulmalarını ümit ediyorum.

Taliban’ın gelişiyle Kabil’deki elçiliğini kapatmayan ülkelerin başında Türkiye, Pakistan, Rusya ve Çin gelmektedir. Taliban liderlerinin yaptıkları açıklamaları baz alarak önümüzdeki günlerin sorunsuz olacağını gösteriyor. Bundan dolayı Türkiye Taliban idaresini hemen tanımalıdır. Zaten elçiliği kapatmamakla zımnen yeni idareyi tanıdığımızın işaretini vermiş olduk. Afganistan’ın kalkınması için bizden daha uygun dost ve partner bulunamaz.

Afganlılar son derece saygın ve gururludur. Ancak yokluk, sefalet, işgaller ve savaşlar neticesinde bazılarında ahlak ve karakter bozukluğu meydana getirdi. Eğer Taliban bu kötü duruma dur diyecek olursa gerçekten tarih yazmış olur. Yukarıda zikrettiğimiz ülkelerle yaptıkları anlaşmalarda dikkatli olmaları gerekir. Hepsinin Afganistan üzerinde hesabı vardır. Biz, Türkiye olarak Afganistan üzerinde işgal veya sömürge gibi bir niyetimiz yoktur. Onların kalkınması için her türlü yardımı severek veririz. Refahın halka yayılması için nelerin yapılması gerektiğini en iyi biz anlatabiliriz. Yeter ki terör, katliam ve ötekileştirme olmasın.

Ahmet Mesud Taliban’a karşı direniş başlattı 

Bu arada Komünist rejime ve eski Taliban’a karşı verdiği mücadele ile tanınan ülkenin efsane komutanı rahmetli Ahmed Şah Mesud’un oğlu Ahmet Mesud, teslim olmayacağını ve Taliban’a karşı ilk direnişi Penşir vadisinden başlattığını duyurdu. Tüm muhalifleri kendine katılmaya davet etti. Ülkede Taliban’ın eline geçmeyen tek kent olan Penşir vilayetinde çoğunlukla Tacik asıllılar yaşıyor. Öte yandan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin ülkeden kaçmasıyla, anayasa gereği,  yardımcısı olan Emrullah Salih başkanlığını ilan ederek Ahmet Mesud ile ortak hareket edeceğini ilan etti. Raşit Dostum ve diğer muhaliflerin ne yapacağı ise merak ediliyor.

Babasını katleden bir örgütün varlığını kabul etmek insanın nefsine zor gelmiş olsa da ülkenin ve halkın selameti için Taliban idaresine fırsat tanımak, ne yapacaklarını görüp ona göre hareket etmek gerekir. Daha işin başında savaşa girişmek ülkenin menfaatine olmayacağı gibi Güney – Kuzey olarak ayrılmasına da sebebiyet verebilir. Bundan dolayı Ahmet Mesud’u aldığı karardan vaz geçmeye davet ediyorum. Barışa imkan verilsin. Eski Taliban olacaksa zaten iç savaş kendiliğinden başlayacak. Ama şimdi savaş değil barış zamanı olduğunu sevgili Ahmet’e duyurmak isterim.

Yeni Taliban eski hatalarını tekrarlamayarak bizimle birlikte hem Afgan halkının hem de tüm Müslümanların gönlünü kazanmasını temenni ediyorum.  Bundan dolayı yapacakları için bu insanlara son bir şans vermek gerekir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here